Türkiye'de yaşanan yüksek enflasyon ve ekonomik koşullar, hayatın pek çok alanını olduğu gibi yükseköğretim sistemini de etkilemektedir. Bu durumun somut sonuçlarından biri, üniversite terk oranlarındaki artıştır. TÜİK verilerine göre, 2024 yılında 572 bin öğrencinin üniversite eğitimini bırakması, Türkiye'nin 18-24 yaş arası nüfusta Avrupa ülkeleri arasında en yüksek okul terk oranına sahip olduğunu göstermektedir. Bu tablo, öğrencilerin eğitim süreçlerinde karşılaştığı ekonomik zorlukların ve geleceğe yönelik endişelerin önemli bir göstergesidir.
Öğrencilerin karşılaştığı temel sorunların başında barınma gelmektedir. Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu (YÖK) verileri, arz ve talep arasındaki dengesizliği açıkça ortaya koymaktadır. 2024-2025 dönemi itibarıyla Türkiye'deki 4 milyon 63 bin örgün eğitim öğrencisine karşılık, Kredi ve Yurtlar Kurumu'nun (KYK) toplam yurt kapasitesi 996.306'dır. Bu rakamlar, öğrencilerin önemli bir kısmının barınma için alternatif çözümler bulması gerektiğini göstermektedir. Özellikle büyükşehirlerde bu oran daha da belirgindir. Örneğin, İstanbul'da öğrenim gören 917.979 öğrenci için sunulan KYK yatak kapasitesi 58.000 olup, bu da toplam öğrenci sayısının yalnızca %6,3'ünün barınma ihtiyacının karşılanabildiğini ortaya koymaktadır. Yeterli barınma imkânı bulamayan öğrenciler, yüksek kira bedelleri ve kısıtlı seçenekler nedeniyle eğitim hayatları boyunca ailelerine finansal olarak bağımlı kalabilmekte, bu durum onların bireyselleşme süreçlerini de etkileyebilmektedir.
Barınma sorununa ek olarak, öğrencilerin geçimlerini sürdürmede yaşadıkları güçlükler de dikkat çekicidir. 1.000 öğrenciyle yapılan bir anketin sonuçlarına göre, katılımcıların %36,2'sinin aylık geliri ortalama 4.500 TL düzeyindeyken, %75'i ailesinden maddi destek almadan geçinemediğini belirtmektedir. Artan yurt ve ev kiralarının mevcut burslarla karşılanmasındaki zorluklar, temel gıda ürünlerindeki fiyat artışları ve okul yemekhanesi gibi seçeneklerin dahi bütçeleri zorlaması, öğrencilerin finansal durumunu olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, bazı öğrenciler eğitim masraflarını karşılamak için çalışmakta, ancak bu durum genellikle güvencesiz ve esnek olmayan çalışma koşullarında, eğitimlerini aksatma riskiyle birlikte gerçekleşmektedir.
Üniversite eğitimi sırasında yaşanan bu zorluklar, mezuniyet sonrası döneme de yansımaktadır. OECD'nin "Eğitime Bakış Raporu", Türkiye'nin üniversite eğitiminin net getirisinin en düşük olduğu ülkeler arasında yer aldığını belirtmektedir. Bu bulguyu destekler nitelikteki EUROSTAT verileri ise Türkiye'nin, Avrupa'da üniversite mezunlarının en düşük başlangıç geliriyle istihdam edildiği ülke olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, mezun olup istihdam edilen gençler dahi, aldıkları eğitimin karşılığını finansal olarak almakta zorlanabilmektedir. İstihdam sorunları ve OECD verileriyle de teyit edilen yüksek işsiz üniversite mezunu oranı, gençlerin geleceğe dair kaygılarının somut temellere dayandığını göstermektedir.
Nihayetinde, üniversite eğitimi sürecinde yaşanan barınma ve geçim sorunları, mezuniyet sonrası dönemde istihdam güçlükleri ve düşük gelir beklentisiyle birleştiğinde, gençlerin kariyer planlamalarını ve geleceğe dair beklentilerini olumsuz etkilemektedir. Bu durum, ülkenin beşeri sermayesi ve toplumsal dinamizmi açısından dikkate alınması gereken önemli bulgular içermektedir.