Cumhuriyet, Türk milletinin tarih sahnesindeki en büyük kazanımlarından biridir. Ancak bu kazanım, bir günde ortaya çıkmış, ansızın ilan edilmiş bir rejim değildir. Cumhuriyet fikri, Osmanlı'nın modernleşme çabalarıyla birlikte doğmuş, Tanzimat'la ilk adımlarını atmış, Meşrutiyetlerle olgunlaşmış, Millî Mücadele yıllarında fiilen hayata geçirilmiş ve nihayet 29 Ekim 1923'te resmen ilan edilmiştir. Peki, Cumhuriyet fikrinin oluşmasında nasıl gelişmeler yaşandı? Halk bu fikre ne kadar hazırdı? Cumhuriyet bir zorunluluk muydu yoksa bir tercih miydi?
Her şey, 1839'da ilan edilen ve Osmanlı modernleşmesinin dönüm noktalarından biri sayılan Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile başladı. Bu fermanla can, mal ve namus güvenliği devletin teminatı altına alınırken, Osmanlı tebaası artık "kul" değil, devlet karşısında hak sahibi bireyler olarak tanımlanıyordu. Fermanın okunduğu Gülhane Parkı'nda, gayrimüslim tebaanın gözlerindeki sevinç ve Müslüman esnafın şaşkın bakışları, toplumun farklı kesimlerinde uyanan duyguları yansıtıyordu. Bu, Cumhuriyet'in çok uzaktaki ilk kıvılcımı olarak nitelendirilebilir.
Bu kıvılcım, Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi gibi aydınların yazılarında kullandığı "hürriyet" ve "vatan" kavramlarıyla alevlendi. Onların da çabalarıyla 1876'da Kanun-ı Esasi ilan edildi ve Osmanlı Devleti anayasal bir monarşi haline geldi. Bu dönemde İslamiyet'te olduğunu düşünülen meşveret sisteminin meşrutiyetle benzerliğine vurgu yapıldı. İstanbul sokaklarında "Meşrutiyet geldi!" sevinci yaşanırken, kulaktan kulağa "Mithat Paşa cumhuriyet ilan edecekmiş" söylentisi dolaşıyordu. Bu söylenti bile, Cumhuriyet kavramının artık halk arasında tartışılan bir mesele haline geldiğini gösteriyordu.
İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin genç subaylarının 1908'de İkinci Meşrutiyet'i ilanıyla birlikte basın özgürlüğü genişledi ve siyasal tartışmalar yoğunlaştı. Artık halkın gündelik sohbetlerinde meşrutiyetin yanı sıra "cumhuriyet" ihtimali de daha cesurca dillendirilmeye başlanmıştı.
I. Dünya Savaşı'nın ardından başlayan Millî Mücadele, Cumhuriyet'in fikri altyapısını fiilen hayata geçirdi. 1919'daki Amasya Genelgesi'nde yer alan "Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" ifadesi, yönetim anlayışında köklü bir değişimin en net işaretiydi. Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde alınan kararlarla "ulusal egemenlik" düşüncesi güçlendi. Bu süreçte Kars'ta kurulan Cenub-i Garbi Kafkas Hükümeti gibi Trakya-Paşaeli Cemiyeti'nin "Trakya Cumhuriyeti" girişimi de halkın kendi yönetimini kurma iradesini ortaya koyuyordu. Bu teşebbüsler uzun ömürlü olmasa da Cumhuriyet'in yalnızca teorik bir tartışma olmaktan çıkıp fiilen denendiğini ortaya koyuyordu.
Saltanatın kaldırılması, Lozan Antlaşması'nın imzalanması ve Ankara'nın başkent ilan edilmesiyle birlikte yeni devletin rejimi konusunda belirsizlikler son aşamaya gelmişti.. 29 Ekim 1923'te yaşanan hükümet bunalımı, Mustafa Kemal'in önderliğiyle Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle aşıldı.
Böylece Cumhuriyet, Osmanlı modernleşmesinin mirası üzerinde yükselen, ancak aynı zamanda geçmişle radikal bir kopuşu ifade eden bir rejim oldu.
Tanzimat'tan Millî Mücadele'ye kadar uzanan süreç, aslında Cumhuriyet için bir hazırlık dönemiydi. Başlangıçta bu fikre temkinli yaklaşan halk, Millî Mücadele'nin örgütleyici gücüyle bu fikre fiilen hazır hale gelmiştir.
Sonuç olarak Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil, Türk milletinin tarihsel deneyimlerinin bir sentezi ve bağımsızlık mücadelesinin en somut ürünü olmuştur.