Bir süredir hepimizin haberlerde okuduğu ilk başlık ABD, Trump ve onun saldırıcı politikaları oluyor. Her akşam haberleri açtığımızda karşımıza ilk çıkan şey bu. Peki bu yeni oluşan bir devlet politikası mı? yoksa ABD başından beri mi bu politikayla uluslararası arenada yer alıyor? Yazarımızın aklına bu soru takılmışken biraz geriye gitmek istedik.
ABD ve İsrail 28 Şubat 2026 tarihinde İran'a yönelik saldırılarını başlattı. Saldırılar başlatılırken Trump'ın saldırıyı aklamak için öne sürdüğü iki gerekçe vardı: Bunlardan ilki İran'da rejim değişikliğine gidilerek ülkeye demokrasi getirme, ikincisi ise İran'ın kitle imha silahları, nükleer gücü, sebebiyle Ortadoğu için bir tehdit oluşturduğuydu. Bu sebeplerle saldırılar başladı. Saldırıların daha ilk gününde, ülkedeki vatandaşların özellikle kadınların özgürlüğü için endişelenen Trump ABD'si Minab'da bir kız ilkokulunu vurdu. Yaklaşık olarak 160 kız çocuğu bu saldırıda hayatını kaybetti.
Ardından atılan adımlarla birlikte ABD-İran savaşında durum, her savaşta olacağı gibi uluslararası alanı etkileyen sonuçlar doğurdu. Petro-dolar piyasalarındaki dengesizlik, altın fiyatlarındaki dalgalanma, yakıtlardaki kriz ve Hürmüz Boğazı'ndaki durum gibi tüm dünyanın etkileneceği sonuçları oldu.
ABD-İran savaşından kısaca bahsetmişken ABD'nin saldırıyı aklamak için kullandığı gerekçeler size de tanıdık geldi mi? İsterseniz 2003'te gerçekleşen ABD'nin Irak'a saldırısına ve onun için ABD'nin öne sürdüğü gerekçelere bakalım. ABD, İkiz Kuleler saldırısından sonra Irak'ı da İran'a yaptığı gibi kitle imha silahları bulundurmak ve bunların Ortadoğu için bir güvenlik tehditi oluşturduğu gerekçeleriyle suçlamıştı. Uluslararası organizasyonlar tarafından yapılan araştırmalar ve uluslararası ortamda güvenilirliği olan çoğu ülkenin onay vermemesine rağmen ABD, Irak'a saldırarak girmişti. Bir kez daha Irak'ın nükleer silah barındırmadığı öğrenilince, George Bush başkanlığındaki ABD bu egemenlik ihlalinin gerekçesini Irak'ın demokratik olmayan yönetimine özgürlük ve demokrasi getirme olarak değiştirdi. Sonrasında ise Irak halkında büyük bir yıkım, altyapı sistemlerinin ağır hasar görmesi, özellikle petrol üretimindeki sekteye uğrama, IŞİD gibi örgütlerin ortaya çıkışı gibi tüm Ortadoğu hatta tüm dünyanın etkilendiği sonuçlar doğurmuştu.
Bu gerekçelerimizden de anlaşılabildiği gibi zaman ne kadar geçerse geçsin, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin modern politik düşüncede beklenildiği gibi 21. yüzyılda ahlaki ilerlemenin gerçekleşmediği tam tersine ekonomik gücü ve kapitali fazla olanların bunlara sahip olmayanlar üzerinde tam üstünlük kurmayı kendinde hak gördüğü bir yüzyıldayız. Bu toplumun en temeli olan bireyde en üstüne, öyle ki uluslararası sistemin ana kişisi olan devletlere kadar uzanıyor. Dileriz ki zaman akıp giderken geçmişten dersimizi çıkarabilelim, bunu toplumun her alanında uygulayabilelim. Gelecek sayılarımızda bu saldırgan politikaları konuşmamak dileğiyle…