Pedro Sánchez başkanlığı döneminde İspanya'nın uluslararası alanda gerektiğinde ayrışan ve risk alabilen bir aktöre dönüştüğünü ortaya koymuştur. Böylelikle İspanya'nın geleneksel "ikincil aktör" konumunu zorlayan daha iddialı bir dış politika çizgisinin sonucu olarak Avrupa siyasetinde dış politikada artan etkisiyle de öne çıkan bir lider olarak dikkat çekmektedir.
Rusya-Ukrayna Savaşı bu dönüşümün en somut örneklerinden biri olmuştur. Madrid'in Kiev'e sağladığı askeri ve insani destek ile Sánchez'in savaş devam ederken Ukrayna'ya gerçekleştirdiği ziyaret, İspanya'yı Avrupa güvenliğinde sorumluluk üstlenen ülkeler arasına taşımıştır. Bu çizgi NATO içinde de karşılık bulmuş; 2022 Madrid Zirvesi'nde ittifakın yeni stratejik yönelimlerinin şekillendiği bir eşik olarak İspanya'yı karar süreçlerinin merkezine yaklaştırmıştır.
Benzer bir kırılma Avrupa Birliği içinde de gözlemlenmiştir. 2023'te Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlenen İspanya, enerji krizi ve ekonomik koordinasyon başlıklarında gündem belirleyici bir rol üstlenmiştir. Özellikle Avrupa Komisyonu tarafından onaylanan "İber istisnası" Madrid'in AB düzeyinde çözüm üreten bir aktöre dönüştüğünü göstermiştir. Bu durum, Fransa ve Almanya gibi merkez ülkelerin yanında Güney Avrupa'nın da yön belirleyebileceğini ortaya koymuştur.
Sánchez'in dış politikada en fazla ayrıştığı alanlardan biri ise normatif söylemi daha ileri bir noktaya taşıması olmuştur. İsrail-Filistin Savaşı sırasında ateşkes çağrılarını açık biçimde dile getirmesi ve İsrail'e yönelik eleştirileri, daha temkinli bir çizgi izleyen ülkelerden ayrışmasına neden olmuştur. 2024'te Filistin'i tanıma sürecinde öncü rol üstlenmesi, bu yaklaşımın somut politika tercihlerine dönüştüğünü göstermiştir. Bu durum, İspanya'nın özellikle Küresel Güney nezdindeki algısını belirgin biçimde güçlendirmiştir.
Aynı dönemde Latin Amerika ile ilişkilerin yeniden canlandırılması ve CELAC (Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu) ile Avrupa Birliği arasındaki bağların güçlendirilmesi, Madrid'i iki bölge arasında stratejik bir aracıya dönüştürmüştür. Çin ile ilişkilerde ise tamamen kopuş yerine temkinli bir yaklaşım tercih edilmesi, İspanya'yı sert bloklaşmaların dışında konumlandırmış ve "dengeleyici orta güç" profilini pekiştirmiştir.
Bu denge arayışında ABD kanadında ise ilişkilerde stratejik uyum korunmuş ancak İspanya her konuda ABD ile aynı çizgide hareket etmemiştir. En güncel kırılma ise ABD–İsrail–İran hattındaki gerilimde ortaya çıkmıştır. Pedro Sánchez bu süreçte açık biçimde "savaşa hayır" diyerek askeri tırmanmaya karşı çıkmış, ABD'nin bölgedeki müdahalesine mesafeli durarak diplomatik çözümü savunmuştur. Bu tutum söylem düzeyinde kalmamış; Sánchez, İspanya'daki ABD üslerinin olası operasyonlarda kullanımının hükümet onayına bağlı olduğunu vurgulamıştır. Böylece Madrid'in askeri sürece otomatik biçimde dahil olmayacağını ortaya koymuştur. Bu tutum, İspanya'nın gerektiğinde bağımsız siyasi pozisyon alabilen bir dış politika çizgisi izlediğini göstermiştir.
İspanya Başbakanı'nın uluslararası anlamda gösterdiği bu kararlı ve normatif duruşuna rağmen, hükümet iç politikada aynı karşılığı verememektedir.
Pedro Sánchez'in eşi Begoña Gómez, yaklaşık iki yıl süren soruşturmanın ardından ilgili mahkeme yargıcının "başbakan eşi" olarak konumunu yöneticiliğini yaptığı bir akademik kürsüsünün kurulması için kamu kaynaklarının kişisel kariyer ilerlemesi uğruna kullandığını gösteren kanıtlar olduğunu belirtmesi İspanya'da iç politikada büyük bir yankı uyandırmıştır.
Ayrıca, Pedro Sánchez'in kardeşi David Sánchez de ayrı bir dosyada nüfuz ticareti iddialarıyla gündeme gelmiştir. David Sánchez'in, Badajoz İl Meclisi tarafından 2017 yılında Müzik Konservatuvarları Faaliyetleri Koordinatörü olarak işe alındığı dönemde idari usulsüzlük ve başbakan olan kardeşinin nüfuzunu kullandığı suçlamalarıyla yargılanmasına kanaat getirilmiştir.
Ayrıca İspanyol Sosyalist İşçi Partisi'nden bir dizi üyenin de bu yolsuzluk iddialarına karıştığı, Extremadura özerk bölgesi lideri Miguel Ángel Gallardo Miranda gibi figürlerin de dosyalarda isimlerinin geçmesi, İspanyol ana muhalefetini ve genel olarak vatandaşları daha tepkili hale getirmiştir.
Bir azınlık partisiyle (Sumar) koalisyon kurmasıyla dikkat çeken İspanyol Sosyalist İşçi Partisi, 2017'de Katalon ayrılıkçılara çıkarılan af yasasıyla birlikte iktidarda kalabilmek uğruna İspanyol halkından egemenlik kavramı üzerinden büyük tepki görmüştür.
Uluslararası politikada sosyalist ruhu azıcık da olsa göstermeyi başaran İspanya hükümeti, iç işlerinde ise yıllarca süren karalama kampanyalarıyla, yolsuzluk soruşturmalarıyla, protestolarla boğuşmaktadır. Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler anlamında iç ve dış politikanın farklılıklarını gösteren bir örnek olarak Pedro Sánchez ve hükümeti, sosyal medyada gündem olduğu gibi hiçbir politikacının ve duruşun mükemmel olmadığını gözler önüne sermiştir.