23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşuyla egemenliğin kayıtsız şartsız millete devredilmesi, anlık bir kararın sonucu değil uzun soluklu bir mücadelenin eseridir. Mustafa Kemal Atatürk ve Türk milleti bu süreçte zorlu yollardan geçerek milli mücadele safhasını tamamlayıp milli egemenliğe dayalı meclisle bu süreci taçlandırdı. Bu yolda ilerlerken milli irade düşüncesi her adımda daha da güçleniyordu.
İşgallere karşı Anadolu'da halk hareketleri kıvılcımlanmaya başlamıştı. Buna ek olarak Karadeniz'de Türk direnişçiler ve Rum çeteleri arasındaki çatışmalar büyüyüp İngilizler tarafından da tehdit edilince, İstanbul hükümeti Mustafa Kemal Paşayı 9. Ordu müfettişi olarak görevlendirdi. Böylece 19 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkmasıyla milli mücadelenin resmi olarak ilk adımı atılmış oldu. Havza Genelgesi'nde milli bilinci uyandırmak ve halkı ortak bir tepkiye davet etmek için işgallere karşı tüm halk protestolara davet edildi. Samsun'dan sonra Amasya'ya geçen Mustafa Kemal burada da İstanbul hükümeti ve İngilizlerin baskılarına rağmen çalışmalarını sürdürdü. Bir halk bildirisi niteliğinde olan ve direnişi kişisel bir hareket olmaktan çıkarıp milli bir davaya taşıyan Amasya Genelgesi'ni yayınladı. Amasya Genelgesi'nde ilan edilen "Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracak", "Milli bir heyet kurulacak" ve "Sivas'ta halkın temsilcilerinden oluşan bir kongre toplanacak" yönündeki kararlar da milli iradenin gittikçe artan eğilimini göstermekteydi.
Bu gelişmelerden rahatsız olan İstanbul hükümeti, Mustafa Kemal Paşa'yı görevinden azletmeye karar verdi. Mustafa Kemal Paşa ise sine-i millette kalma arzusunu ve milli iradeye olan inancını askerlik mesleğinden istifa ederek ortaya koydu.
Sonrasında ise Erzurum ve Sivas kongrelerinde milli irade kavramı devlet politikası haline getirilerek ulusal egemenlik düşüncesi ete kemiğe büründü. Erzurum Kongresinde alınan "Kuvayi Milliye'yi etkin milli iradeyi hâkim kılmak esastır." kararıyla birlikte ilk kez yönetim biçiminin değişikliğinden bahsedildi. Manda ve himaye ilk kez reddedilip; tam bağımsızlık ilkesiyle, milli iradenin başka bir devletin iradesi altına girmeyeceği ilan edildi. Milli iradenin yürütme gücü olarak Temsil Heyeti kuruldu. Sivas Kongresinde ise Anadolu ve Rumeli'deki irili ufaklı tüm direniş cemiyetleri, "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirildi. Böylece parçalı irade tek bir milli iradeye dönüştürüldü. Milli iradenin sesini duyurmak, halkı doğru bilgilendirmek ve propaganda savaşını kazanmak için Sivas'ta "İrade-i Milliye" adıyla bir gazete çıkarılmaya başlandı. Gazetenin ismi bile Mustafa Kemal'in önceliğini açıkça gösteriyordu.
Sivas Kongresi'nden sonra gücü artan Temsil Heyeti'nin yanı sıra otoritesini kaybeden Damat Ferit Paşa hükümeti, istifa etmek zorunda kaldı. Onun yerine milli mücadeleye daha ılımlı yaklaşan Ali Rıza Paşa hükümeti gelince Temsil Heyeti ile birlikte Amasya'da masaya oturuldu.
Bu Temsil Heyeti için büyük bir başarıdır çünkü İstanbul hükümeti tarafından milli mücadele hukuken tanınmış oldu. Ayrıca Osmanlı Mebusan Meclisi'nin toplanması ve seçimlerin yapılması kararlaştırıldı, bu milli iradenin sandığa yansıması için atılan ilk somut adım oldu. Ülke genelinde yapılan seçimler sonucu Müdafaa-i Hukuk yanlısı adaylar kazanmış ve meclis İstanbul'da toplanmıştır. Misak-ı Milli'nin kabulüyle birlikte milli irade; vatanın bölünmez bütünlüğünü ve bağımsızlık şartlarını tüm dünyaya resmen duyurdu.
Misakı Milli kararlarından memnun olmayan İtilaf Devletleri 16 Mart 1920'de İstanbul'u resmen işgal etti ve Mebusan Meclisi'ni dağıttı. Mustafa Kemal Paşa bu durumu fırsata çevirerek Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip yeni bir meclisin toplanması çağrısında bulundu. Mustafa Kemal Paşa'nın çağrısı ardından seçilen vekiller Ankara'da bir araya geldi. 23 Nisan 1920 Cuma günü Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınan namazın ardından dualarla I. Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı, egemenlik halka intikal etti. Ertesi gün meclis başkanı Mustafa Kemal tarafından sunulan 24 Nisan Önergesinde yer alan "Meclis üzerinde hiçbir güç yoktur.", "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." maddeleri ulusal egemenliğin önemini bir kez daha vurguladı.
Mustafa Kemal Atatürk açılan meclisin ve yeni kurulan devletin ancak yeni nesillerin omuzlarında yükseleceğini biliyordu. Böylece milli egemenliğin çocuklara armağan edilmesini savaşın yaralarını sarmak, kimsesiz çocuklara sahip çıkmak ve egemenlik gibi ağır bir sorumluluğu, geleceğin teminatı olan çocukların temiz enerjisiyle birleştirmek için bu özel günü çocuklara armağan etti. O gün Ankara'da yakılan istiklal ateşi, 23 Nisan'ı sıradan bir tarih olmaktan çıkarıp; milli egemenliğin sarsılmaz gücünü çocukların masumiyetiyle birleştiren ve nesilden nesile aktarılan bir emanete dönüştürdü.