Modernleşmenin Osmanlı'daki süreci sistematik biçimde değil, savaşlarda alınan yenilgiler ve diplomatik mütekabiliyetin kaybolması gibi gelişmeler sonucunda, aslında devletin yıkılmaması adına bir zorunluluk olarak ön plana çıkmıştır. "Başlamıştır" demiyorum çünkü Osmanlı diğer ülkelerle zaten etkileşim içinde olan bir devletti ve çağın koşullarına uyum sağlıyordu. XIV. yüzyıl Osmanlısı ile XVI. yüzyıl Osmanlısının askerî düzeni aynı değildi. Yaşamın diğer alanları da değişime ve gelişime kapalı değildi. Örneğin Divan şairlerinin kullandığı dil yüzyıllara göre değişiklik göstermekteydi.
Karlofça ile büyük toprak kayıpları yaşayan Osmanlı, Pasarofça sonrasında Avrupa'nın askerî ve teknik üstünlüğünü daha yakından gözlemlemeye yöneldi. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa döneminde Avrupa'nın askerî, diplomatik ve teknik gücünün daha yakından tanınması gerektiği düşüncesi önem kazandı. Pasarofça Antlaşması'nın ardından başlayan barış ortamı da Lale Devri olarak adlandırılan dönemin zeminini hazırladı.
Barış ve diplomasiye ağırlık vermek isteyen Osmanlı, Yirmisekiz Çelebi Mehmed'i Paris'e geçici elçi olarak göndermiş ve ondan gözlem yapmasını istemiştir. Gözlemlerini Sefaretname'de anlatan Mehmed Çelebi, özellikle Paris'in düzenli şehir hayatından, saray bahçelerinden ve bilimsel faaliyetlerinden etkilenmişti. Yine matbaanın kurulması, çiçek aşısının sistematik uygulanması ve Tulumbacılar Ocağı olarak bildiğimiz itfaiye teşkilatının temellerinin atılması da bu döneme dayanmaktadır. Sadabad'da düzenlenen eğlenceler ise saray çevresinde gelişen yeni eğlence, tüketim ve gündelik hayat anlayışının en görünür örneklerinden biri oldu.
Patrona Halil öncülüğünde ve Yeniçerilerin desteğiyle çıkan isyan sonucunda sona eren Lale Devri, yenilikleri sınırlı olsa da modernleşmenin ilk büyük kıvılcımı olarak görülebilir. Ayrıca isyan sırasında Sadrazam Damat İbrahim Paşa'nın öldürülmesi, modernleşme girişimlerinin Yeniçeriler'in direnciyle karşılaşabileceğini gösterdi.
Lale Devri'nden Tanzimat'a kadar olan silsilede, yukarıda da bahsettiğim gibi, askerî ıslahatlara önem verildi. Batı tarzında teknik eğitim veren ilk askerî okul girişimlerinden biri olan Hendesehane, sonradan Humbaracı Ahmed Paşa adını alan Comte de Bonneval'in katkısıyla açıldı ve modernleşme ilk defa kışlada kurumsal bir yer edindi. 1770 Çeşme Baskını sonrasında modern gemi inşaatı ve denizcilik eğitimi veren Mühendishane-i Bahr-i Hümayun, Baron de Tott'un gayretiyle açıldı.
III. Selim dönemine geldiğimizde ise padişahın askerî ıslahata hiç olmadığı kadar önem verdiğini görüyoruz. Öyle ki düzenini Batı'dan alan Nizam-ı Cedid ordusu kurulmuş, ordunun giderlerini karşılamak için de İrad-ı Cedid Hazinesi oluşturulmuştu. Bu, Yeniçeri Ocağı'nın askerî tekelini kırmaya yönelik ilk ciddi girişimlerden biriydi.
Nizam-ı Cedid düzeni Kabakçı Mustafa İsyanı sonucunda dağıtılmış olsa da Nizam-ı Cedid birlikleri, Napolyon'a karşı kazanılan Akka Savunması'nda etkin bir rol oynayarak yeni ordunun askerî potansiyelini gösterdi. İsyanla tahttan indirilen ve sonrasında Alemdar Mustafa Paşa'nın saray baskını sırasında katledilen III. Selim'in yaptığı ıslahatların tümüne Nizam-ı Cedid adı verilirken bu girişimler, yalnızca askerî alanı değil maliye, diplomasi ve devlet teşkilatını da kapsayan kapsamlı bir reform programı olarak kabul edilmektedir.
III. Selim'i yeniden tahta çıkarmak amacıyla saraya giren Alemdar Mustafa Paşa, onun öldürülmesine engel olamadı. Ancak öldürülmekten kurtarılan Şehzade Mahmud'u tahta çıkardı. II. Mahmud, Yeniçerilerin ne kadar tehlikeli olabileceğine bizzat şahit oldu. Mutlak merkezî otoritenin sağlanması için ileride Vaka-i Hayriye olarak gerçekleşecek Yeniçeri Ocağı'nın lağvedilmesinin en azından fikrî temeli de oluşmuş oldu.
Âyan desteğiyle tahta çıkan II. Mahmud, devletin Klasik Dönem'deki güçlü yapısından çok uzakta olduğunu biliyordu. Alemdar Mustafa Paşa'nın girişimiyle merkez bürokrasisi ve âyanlar arasında hazırlanan Sened-i İttifak, 1808 yılında II. Mahmud tarafından kabul edildi. Bu belge, merkezî yönetimin taşradaki güç odaklarını geçici de olsa muhatap almak zorunda kaldığını gösteriyordu.
Ancak Sened-i İttifak kalıcı bir siyasal düzen oluşturmadı. II. Mahmud, ilerleyen yıllarda hem taşradaki âyanların gücünü kırmaya hem de merkezdeki Yeniçeri baskısını ortadan kaldırmaya yöneldi. Nitekim 1826 yılına gelindiğinde, "Ocak devlet içindir" anlayışından "Devlet ocak içindir" anlayışına evrilen Yeniçeri Ocağı'nı lağvederek sadece bir orduyu değil, başkenti rehin almış silahlı vesayet ve rant odağını da tasfiye etmiş oldu.
Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıyla devlet, askerî kaynaklarını yeni ordunun kurulmasına ve çağdaş subaylarla uzmanlar yetiştirecek kurumların oluşturulmasına daha kolay yöneltebildi. Harbiye ve Tıbbiye gibi Batı tarzı okullar bu yeniden yapılanmanın önemli parçaları oldu. Avrupa'ya burslu öğrencilerin gönderilmesiyle de yeni yönetici ve aydın kuşakların Batı düşüncesiyle doğrudan temas kurmasının önü açıldı.
Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ardından devlet kurumlarının merkezîleştirilmesi ve bürokratikleşmesi hız kazandı. Divan-ı Hümayun'un işlevleri yeni nezaretler, yani bakanlıklar arasında paylaştırıldı. Bürokrasi alanındaki bu değişim, memurlara getirilen fes, ceket ve pantolon giyme zorunluluğuyla sokağa da yansıdı. Devletin görünümündeki bu radikal değişim, yeniliklere karşı çıkan bazı çevrelerin II. Mahmud'u "Gavur Padişah" olarak nitelendirmesine yol açsa da modern bürokrasinin görsel temelleri bu dönemde atıldı.
Ancak II. Mahmud'un reformları büyük ölçüde devletin yeniden örgütlenmesine yönelikti. Bu dönüşümün hukukî ve siyasî alandaki en önemli yansıması ise onun ölümünden kısa süre sonra ilan edilen Tanzimat Fermanı olacaktı.
Lale Devri'nde başlayan Batı'yı tanıma çabaları, III. Selim'in reform girişimleri ve II. Mahmud'un merkezî otoriteyi yeniden tesis etme politikaları, devlet karşısında tebaanın can, mal ve namus güvenliğini hukukî teminat altına almayı hedefleyen Tanzimat Fermanı'nın temellerini hazırlamıştı. Bu nedenle Tanzimat, Osmanlı modernleşmesinin başlangıcı değil, yaklaşık bir asırdır devam eden dönüşüm sürecinin resmî ilanı oldu.