İdealizmden Realizme: Uluslararası Hukukta Eşitlik İllüzyonu ve Birleşmiş Milletler'in Yapısal Çıkmazı
İnsanlık tarihinin en ağır yıkımlarından biri olan İkinci Dünya Savaşı'nın külleri arasından doğan Birleşmiş Milletler, sadece diplomatik bir platform değil, aynı zamanda bir daha asla tekrarlanmaması gereken acıların üzerine inşa edilmiş bir "umut sözleşmesi" olarak tasarlanmıştır. Örgütün kurucu antlaşması, tüm devletlerin egemen eşitliğini ve insan haklarını evrensel bir norm olarak kabul etse de ruhunda savaşın galibi olan büyük güçlerin hegemonik hiyerarşisini barındırmaktadır. Bu durum, örgütü daha doğum anında yapısal bir paradoksa hapsetmiştir: Bir yanda barış ve güvenliği kolektif bir sorumluluk olarak tanımlayan idealist düşünce, diğer yanda ise Güvenlik Konseyi'nin daimi beş üyesine tanınan veto yetkisiyle somutlaşan katı güç siyaseti. Birleşmiş Milletler, bir yandan genişleyen üye sayısıyla diğer yandan ise kutuplaşan ve değişen dünya dengeleri arasında bu yapıyı değiştirmekte direnmesiyle bize aslında kâğıt üzerindeki barışın romantik bir düşünce olduğuna inandırmış ve meşruiyetinin ciddi derecede sorgulanmasına yol açmıştır.
Güvenlik Konseyinin mevcut yapısı ve veto yetkisi
Güvenlik Konseyi, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 7/1. Maddesinde yer alan Birleşmiş Milletler'in ana organlarından birisidir. Güvenlik Konseyi, BM Sözleşmesi'nin 23/1. Maddesine göre 15 üyeden oluşmaktadır. Dünya barışı ve uluslararası güvenliği korumakla görevli olan Güvenlik Konseyi; tüm üyelerin değil, sadece bazı devletlerin temsil edildiği dar kadrolu bir organdır. 1965'te yürürlüğe giren değişikliklerden önce 11 olan üye sayısı 15'e çıkartılmıştır. Bu üyelerin 5'i sürekli, 10'u geçici üyelerdir. 5 daimi üye BM Sözleşmesi'nde ismen belirtilmiştir. Bunlar; ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa'dır. BM Güvenlik Konseyinin diğer geçici 10 üyesi coğrafi dağılım da dikkate alınarak seçilmektedir. Güvenlik Konseyinde karar alınabilmesi için daimi üyelerin hepsinin olumlu oy kullanması gerekmektedir. Daimi üyelerden birisinin karara olumlu oy vermemesi halinde karar alınamaz. Bu hakka veto hakkı denmektedir.
'Veto' yetkisinin ortaya çıkardığı sorunlar
BM'deki bu beş üyeye tanınan veto yetkisinin Güvenlik Konseyi'nde yarattığı en büyük sorunlardan birisi; daimi üyelerden birinin doğrudan taraf olduğu veya çıkarının bulunduğu krizlerde (örneğin Ukrayna-Rusya Savaşı veya Gazze meselesi), konseyin bağlayıcı karar alamaz hale gelmesidir. Bu durum, BM'nin uluslararası barışı koruma görevini işlevsiz kılar. Aynı zamanda bu daimi üyeler veya onların koruması altındaki devletler, uluslararası hukuku ihlal ettiklerinde veto kalkanı sayesinde yaptırımlardan muaf kalabilmektedir. Bu, uluslararası hukuk önünde devletlerin eşitliği ilkesini zedelemektedir. Orta ölçekli güçler (örneğin Almanya, Japonya, Türkiye, İtalya, Brezilya), BM'nin bütçesine, insani yardım fonlarına ve Barış Gücü (Peacekeeping) operasyonlarına en çok katkı sağlayan ülkeler arasındadır. Fakat sahada askeri riski alan veya faturayı ödeyen bu ülkeler, operasyonun siyasi çerçevesini belirlerken söz sahibi değildir. Kararı, sahada askeri veya finansal riski daha az olan bir P5 ülkesi, kendi jeopolitik çıkarına göre şekillendirmektedir. Bu durum, BM'de büyük bir meşruiyet sorunu yaratır. Sonuç olarak Birleşmiş Milletler, kuruluşundaki idealist barış özlemi ile Güvenlik Konseyi'nin realist güç siyaseti arasına sıkışmakta; çıkar silahı olarak kullanılan veto yetkisi ise bunun en büyük kanıtı olmaktadır.