28 Aralık 2025'te Tahran'da esnafın artan fiyatlara ve İran para birimi riyalin hızlı değer kaybına tepki göstermesiyle başlayan protestolar; kısa sürede ekonomik taleplerin ötesine geçerek doğrudan İran İslam Cumhuriyeti'ni hedef alan rejim karşıtı bir harekete dönüşmüş ve ülkenin 31 eyaletinin tamamını kapsayacak şekilde genişlemiştir.

Amnesty International ve Human Rights Watch tarafından yapılan ortak açıklamaya göre İranlı yetkililer, 28 Aralık 2025'ten bu yana protestoculara karşı ülke genelinde ölümcül bir baskı dalgası başlatmıştır. İran rejiminin bazı ölümleri gizlemesi ve 8 Ocak 2026'dan itibaren uygulamaya konulan internet karartması ile iletişim kesintileri, kesin can kaybı verilerine ulaşılmasını engellemiştir. Bu karartmanın bir sonucu olarak uluslararası medyada yürütülen propaganda ve dezenformasyon faaliyetleri, yaşananların gerçek yüzünü daha da belirsizleştirmiştir.

İran'daki protestolar kısa sürede ülke sınırlarını aşarak uluslararası gündemin merkezine yerleşmiştir. ABD askerî müdahale ihtimalini gündeme getirmiş, İsrail ise protestocularla dayanışma mesajları paylaşmıştır.

Pehlevi hanedanı etrafında şekillenen sürgündeki muhalefet ve İran diasporası da dünya genelinde protestolara destek çağrılarında bulunmuştur. Buna karşılık Avrupa Birliği ve bölge ülkeleri temkinli bir tutum sergilemiş; Rusya ve Çin ise gelişmeleri İran'ın iç meselesi olarak değerlendirmiştir. İslam Cumhuriyeti Lideri Ali Hamaney, uluslararası tepkilere rağmen kendi halkına karşı yürüttüğü bu acımasız tutumu savunarak binlerce insanın öldürüldüğünü kabul etmiş ve protestoları dış güçlerle ilişkilendirmiştir.

İran İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren süregelen dengesiz siyasal atmosfer, farklı dönemlerde birçok protestonun patlak vermesine sebebiyet vermiştir. Söz konusu protestolar; büyük ölçüde kadınlar, orta sınıf, öğrenciler ve İran'da yaşayan etnik azınlıklar tarafından sahiplenilmiştir. Güncel protestoların yapısı ise önceki hareketlerden farklı olarak, uzun süre rejimin toplumsal dayanaklarından biri olarak görülen esnaf kesiminin de rejime karşı ayaklanmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Yıllarca biriken toplumsal gerilim ve değişim talebi bugünlerde daha istikrarlı bir boyut kazanmış; bu durum İran'da köklü bir siyasal dönüşüm, hatta bir devrim olasılığına dair soruları gündeme getirmiştir. Bununla birlikte, olası bir rejim değişikliğinde bu süreci yönlendirebilecek örgütlü bir siyasal muhalefetin yokluğu dikkat çekmektedir. Bu temsil boşluğu, Pehlevi hanedanı etrafında şekillenen sembollerin protestolarda yeniden görünürlük kazanmasını kısmen açıklar niteliktedir.

Ancak bu yönelimin, tek bir figür etrafında yeniden biçimlenen otoriter bir yönetim ihtimalini de beraberinde getirdiği göz ardı edilmemelidir. Rejimin çöküşünün otomatik olarak demokratik bir düzen getirmediği, özellikle petrol gelirlerine dayalı devletlerde sıkça gözlemlenen bir gerçek olmuştur. Buna rağmen, özgürlük talepleri uğruna sokaklarda hayatını kaybeden geniş halk kesimleri için demokratik bir siyasal düzenin kurulma ihtimali, tüm belirsizliklere karşın güçlü bir umut olarak varlığını sürdürmektedir.