Sosyal bilimlerdeki diğer kavramlar gibi popülizm için de ortak, evrensel ve herkesin mutabık olduğu bir tanım yoktur. Tanımlanma zorluğunun sebebi, popülizm kavramının zamana ve kullanıldığı coğrafyaya göre değişiklik göstermesinden kaynaklanır. Akademik anlamda üç farklı tanım görürüz. Popülizm, ilk olarak zayıf merkezli ideoloji şeklinde tanımlandığında halk ve elitler arasındaki düşmanlığı kapsar. İkinci tanım olan siyasi organizasyon stiline göreyse karizmatik bir lider etrafında şekillendiği kabul edilir. Üçüncü ve son tanımda popülizm, siyasi iletişim stilidir ve popülist siyasetçilerin kullandıkları dilde gizlidir.
Popülist siyasetçilere dikkatlice odaklandığımızda onların, halkı yekpare bir yapıda gördükleri, tüm halkın çıkarını ortak saydıkları, halkın adamı ve milletin iradesini temsil ettikleri iddiasında olmaları dikkatimizi çeker. Farz edecek olursak bazı popülist liderler başa gelerek görevde bulundukları süre içerisinde, geçmişte yaşanmış ekonomik ve toplumsal krizleri çözeceklerini söyleyip zaman içerisinde halkı ötekileştirici dille biz ve onlar gibi farklı etnik, mezhepsel, yaşam tarzı gibi kutuplara bölebilirler.
Avrupa'da sağ popülist figürlere örnek olarak Fransa'da Marine Le Pen, Macaristan başbakanı Victor Orban, Hollanda'da İslamofobi ile tanınan Geert Wilders karşımıza çıkar. Bu isimler göçmen karşıtlığı, geleneksel değerler vurgusu ve siyaseti kimlikler üzerinden yürütmeleriyle bilinir. Bu tarz figürler, kriz dilini kullanarak güncel siyasi konjonktürden yararlanmak isterler ayrıca toplumdaki hassas noktalara dokunurlar ve problemleri kendilerine avantaj sağlayacak şekilde kullanma gayretindedirler.
Ek olarak medyanın kullanımıyla gerek popülist söylemlerin gerekse de politikaların halk nezdinde kabulü ve yaygınlaşması sağlanır. Böylelikle ulusal semboller ve dini değerlerin kullanımına, yerlilik ve millilik söylemlerine popülist siyasetçiler tarafından sıkça başvurulduğu görülmüş olur.
Aldıkları seçim zaferlerini, önlerinde bulunan hukukun üstünlüğü ve güçler ayrılığı gibi engelleri aşma niyetiyle kullanabilirler. Böylece yasama ve yürütme gücünü de ellerinde toplayarak iktidarlarını perçinleyebilir ve yeni krizler yaratabilirler. Dış güçler anlatısıyla seçmen konsolide edilir ve politikaların başarısızlığı ve yürütülen politikaların sebep olduğu problemler görünmez kılınır. Neyse ki bu anlatılanlar hiç görülmedik şeylerdir.