Şüphesiz ki 2025, dünya geneline yayılan protesto ve halk hareketlerinin yılı oldu. Güney Asya'dan Afrika'ya, Balkanlar'dan Amerika'ya pek çok bölgede öğrencilerin öncülüğünde milyonlar sokaklara dökülerek küresel basının gündemine oturdular. Yüzlerce kişinin kaybolduğu, yaralanma ve ölüm vakalarının meydana geldiği sırada uluslararası insan hakları örgütleri adil ve kapsamlı soruşturma çağrılarını yinelediler, üst düzey makamlardan gelen istifalar ve düşen hükümetler birbirini izledi. Peki, tek bir yazıda detaylıca değinilemeyecek kadar çok katmanlı olan bu olayların ardında ne var? Bu yazı işte bu soruya kısa bir özet ve cevap niteliğinde olmayı hedefliyor.
"Neden şimdi?" sorusuyla başlamak gerekirse öncelikle gösterilerin yaşandığı her bir ülkenin ekonomik arka planlarına değinmek gerekmekte. Medyada "Z kuşağı protestoları" olarak adlandırılan bu hareketlilikler tekil olaylar üzerinden başlamış gibi gözükebilir; ancak arkalarında uzun yıllardır mevcut olan yolsuzluk, yoksulluk ve gelir eşitsizliği gibi maddi sorunlar var. Yerel ve özel gibi gözüken bu sorunlar aslında dünyanın birçok ülkesinde eş zamanlı olarak mevcut. Örneğin Endonezya'da parlamento üyelerine sağlanan yüksek kira yardımlarının asgari ücretinin neredeyse 10 katı olması büyük tepkilere sebep olurken; Nepal halkı, yöneticilerin çocuklarının lüks hayatlarını sergiledikleri sosyal medya platformlarına getirilen yasaklamaların gittikçe fakirleşen halkı pasifize etmek amacıyla yapıldığını düşünüyor. Eylemcilerin resmi talepleri de bu sorunlar etrafında şekilleniyor. Sırbistan'da protestocular, ihmal yüzünden yıkıldığını söyledikleri tren istasyonu hakkında açık belgelere ulaşmayı talep ederken, bir yandan da yükseköğretime ayrılan bütçenin arttırılması ve ani parlamento seçimleri talep ediyorlar. Farklı ülkelerden yükselen taleplerin bazıları başarıya ulaşmış vaziyette. Endonezya'da milletvekillerine yapılan yardımlar iptal edilirken, Sırbistan'da inşaat bakanı ve başbakan başta olmak üzere birçok istifa gerçekleşmiş bulunuyor.
Bu yayılma ve kazanım hikâyeleri karşısında elbette hükümetler de sessiz kalmıyor. Seçim reformu isteyen on binlerin sokağa döküldüğü Tanzanya'da sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor ve okullar kapatılıyor; ABD ve AB ülkeleri ise protestoların gerçekleştiği ülkelerdeki vatandaşlarına eylemlerden uzak durmaları yönünde sıkı güvenlik çağrıları yapıyor. Ancak bütün önlemler hareketleri bastırmak yerine yeni eylem metotlarına alan açıyor ve protestolar dijital alanlara taşınıyor. Nepal'de Discord uygulaması üzerinden yapılan başkanlık seçimleri gündeme damga vururken, Madagaskar'da genç protestocular eylemleri TikTok ve Facebook gibi platformlardan koordine ediyorlar. Görünen o ki, sosyal medyadan yükselen küresel destek yerel eylemlerin sürekliliğini sağlıyor.
Eşitlik ve adalet temennisiyle yılın sonuna gelirken anladığımız bir şey var: Aksine, tarih, yeni neslin miras aldığı dünyayı sorgulaması ve değişimi talep etmesi ile yeniden şekilleniyor. Dijital mecraların sunduğu küresel ağlar yerel hareketlerin küresel düzeyde yankı bulmasını sağlarken siyasetin biçim ve dili hızla değişiyor. 2025 yılı, kendisinden sonra gelecek yılları derinden etkileyecek toplumsal hareketlere tanıklık etti. Farklı coğrafyalardan yükselen benzer sesler; toplumların benzer korku ve umutları taşıdığını gözler önüne sererken, Bu ortaklık sınırların ötesinde bir dayanışmanın temelini oluşturuyor.