İran-İsrail Savaşı, On İki Gün Savaşı, 13 Haziran 2025'te başlayıp 24 Haziran 2025'te ABD ısrarı ve BM çağrısıyla ateşkesle son bulmuştur. On İki Gün Savaşı, Gazze Savaşı ve Orta Doğu Krizi'nin içinde değerlendirilebilir. Tarafları ABD destekli İsrail ve onun karşında bulunan Husiler ve İran'dır. Esasında, İsrail ve İran arasındaki vekalet savaşı onlarca yıldır sürmektedir ve İsrail'in sürpriz bir saldırıyla İran'ın askeri birliklerini ve Natanz ile İsfahan nükleer tesislerini vurmasıyla gerginlik zirve noktasına ulaşmıştır.
İran-İsrail Savaşı Ortadoğu'yu yeni bir bölgesel düzenin eşiğine getirmiştir. Ne kadar İsrail'in amacı İran'ın nükleer silah programını yok etmek olsa da İsrail'in diğer amacı uzun süredir düşlediği yeni Ortadoğu düzenini gerçekleştirmektir. İsrail bu tanzimde kendisini dizginsiz tek güç olarak öne sürmeye çalışmış; bu amacının ilk hamlelerini 7 Ekim olayları ekseninde önce Hamas üzerinden Gazze'ye saldırmıştır. Akabinde Hizbullah'ı hedef alarak Lübnan ve Suriye'ye saldırmıştır ve İran'ın yakın ilişkiler kurduğu aktörleri saf dışı bırakarak onun savunmasını kendi topraklarına çekmesini sağlamıştır. Vekillerini kaybeden İran gafil avlanmıştır. İsrail, saldırısını İran'ın varoluşsal bir tehlike oluşturduğunu söyleyerek yakın İran nükleer tehdidine karşı önleyici saldırı (preemptive strike) olarak adlandırılmıştır.
Fakat, özünde saldırı İran'ın bölgesel nüfuzunu düşürmek ve İsrail'in eylem özgürlüğünü artırmak için yapılmıştır. Savaş her ne kadar sadece Orta Doğu'daki aktörleri ilgilendiriyor gibi görünse de İsrail'in kuruluşundan beri en büyük destekçisi olan ABD savaşın en temel ögesidir. ABD başkanı Donald Trump İran'ı bombalamış ve İran'ın nükleer silah programının kökünü kazıdığını ilan etmiştir. Ancak, bağımsız raporlar ve Pentagon raporları programın tamamen yok olmadığını dile getirmektedir.
Savaşın nedenlerini daha iyi anlamak için iki ülkenin diplomatik ilişkilerinin zaman içinde nasıl dönüştüğüne bakabiliriz. 1979 İran Devrimi öncesinde, Şah Rıza Pehlevi İsrail'i ilk tanıyan ve diplomatik ilişkilere giren ilk Müslüman devletlerden olmuştur. ABD ve İngiltere'nin kuklası olarak görülen Şah 1979 halk ayaklanmasıyla indirilmiştir. Bu ilişkilerde bir kopma noktasıdır çünkü İran İslam Devleti, Batı ile uyumlu dış politikayı değiştirip yerine Filistin davasını merkeze alan ve bir dış politika izlemiştir. Böylece iki ülke arasındaki karşılıklı enerji çıkarları yerini düşmanlığa bırakmıştır. Ne kadar düşman olsalar da iki ülke çıkarları için geçmişte iş birliği yapmışlardır. İsrail, Saddam Hüseyin'i daha tehlikeli gördüğü için İran-Irak Savaşı'nda İran'a ABD'den gelen ileri teknoloji silahları sunmuştur.
Fakat, 1980ler'de İran Hizbullah'ın kurulmasını sağlamış, Gazze'de Hamas'ı Yemen'de Husiler'i desteklemiştir. 1990lar'ın sonunda İran kendi nükleer silahlarını geliştirmeye başlamıştır. Bu, İran'ın nükleer hedeflerinin başlangıcını işaret etmiştir. İran, İsrail karşıtı güçlerle de ittifak yapmaya başlamıştır. Bunlar İsrail'in kaygılarını arttırmıştır. İsrail'in güvenliği tamamen ABD'ye bağlıdır ve ABD İsrail'in BAE, Katar ve Mısır'la ilişkiler kurmasında aracı olmuştur. İkisi de İran'ı düşman olarak görmüşlerdir ve İran'ın nükleer programını sabote etmek için yıllardır iş birliği içindedirler. 2005'te İran'ın uranyum tesislerine yapılan siber saldırı buna bir örnektir.
Barack Obama tarafından 2015'te yapılan JCPOA ile ilişkiler soğusa da ABD'nin JCPOA'dan çekilmesi ilişkileri hareketlendirmiştir. Fakat, ABD'nin bu hareketi İran'ın nükleer programını aksine hızlandırmış ve 2023 raporlarına göre İran'daki uranyum sayısı nükleer silah seviyelerine ulaşmıştır. İsrail'in Hamas'a açtığı savaşla ilişkiler iki yıl sonra patlayacak bir savaşa dönüşmüştür.
Savaş; İsrail, İran ve ABD'nin Ortadoğu hakkında olan siyasi, askeri ve ideolojik çıkarlarının çarpıştığı bir alan olmuştur. İran'da ve İsrail'de siyasi ideolojiler, kimlik kavramı ve toplumların birbirine bakış açısı değişmediği takdirde gerilim son bulmayacaktır. Ayrıca, savaş ABD'nin Soğuk Savaş'tan beri uyguladığı Ortadoğu stratejisini nasıl uyguladığına bir örnektir. 12 Gün Savaşı ve akabinde gelen ateşkes bir son değil, uzun soluklu tartışmaların kırılma noktasıdır.