Son 40 yıl, dünya siyaseti için krizler, çöküşler ve değişimler dönemi olarak anılmaktadır ve elbette bu dönüşümden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'de nasibini almıştır. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan sonra Kıbrıslı Türklerin yaşadığı meşruiyet sorunları, 1983'te KKTC'nin ilanıyla iki devletli çözüm talebine dönüştü. BM Güvenlik Konseyi'nin 541 sayılı kararıyla KKTC'nin "yasadışı" ilan edilmesi izolasyonu artırırken, Türkiye dışındaki uluslararası destek eksikliği ekonomik ve siyasi bağımlılığı derinleştirdi.

Kıbrıs Sorunu'na çözüm bulmak için ilk olarak 1967'de başlayan müzakereler 1980'ler ve 1990'lar boyunca farklı çerçeveler altında yeniden başlatıldı: 1986'daki Taslak Çerçeve Anlaşması, iki uluslu federatif bir devlet ve veto hakkına sahip Rum Cumhurbaşkanı ile Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nı içeriyordu ancak Rum tarafının anlaşmayı kabul etmemesiyle anlaşmaya varılamadı. 1992'de BM Genel Sekreteri Butros Ghali'nin ürettiği "Fikirler Dizisi" ise iki devletli federatif yapı ile Yunanistan ve Türkiye'nin garantisini içeriyordu ancak bu çözüm önerisi de Rum tarafının olumsuz yaklaşımı sebebiyle sonuca varamadı. AB'nin 1990'da başlattığı GKRY'nin AB'ye üyelik süreci ve sunulan çözüm önerilerinin kabul edilmemesi taraflar arasındaki meseleyi daha karmaşık hâle getirdi. Bu karmaşa ve anlaşmazlığın ardından 1999'da BM görüşmeleri yeniden başlatmak için taraflarla görüşmeye başladı. Sorunun çok karmaşık ve katmanlı olduğunu açıklayan BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 11 Kasım 2002 tarihinde Annan Planı olarak bilinen "Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm Temeli" başlıklı belgeyi taraflara sundu. Taraflar sürekli olarak revize talep ederek süreci 31 Mart 2004'e kadar uzattı. 31 Mart 2004 tarihinde nihai Annan Planı taraflara sunulmuştur. Planın içeriğinde Kıbrıs adasının İngiliz üsleri haricinde kalan kısımlarının bağımsız ve federal nitelikte bir devlet olacak şekilde birleştirilmesi öngörülüyordu. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ismini alacak yeni devlet AB üyesi olacak ve bakanlarının en az üçte biri Türklerden oluşacaktı. Devlet başkanlığı ve başbakanlık makamları 10 ayda bir Türkler ve Rumlar arasında değişecekti. Eşit vatandaşlık ile Türk ve Rum kültürünün korunması ve yasal güvenceye alınması da planın temel unsurlarındandı. Nihayet tarafların anlaşmasıyla Kıbrıs'ın iki tarafında aynı gün referanduma gidilmesi kararlaştırıldı. 24 Nisan 2004 tarihinde yapılan referandumda Rum tarafı %75 ret, Türk tarafı %65 kabul oyu verdiğinden plan uygulanamadı.

Türk tarafının kabul oyu vermesi üzerine AB, KKTC'ye uygulanan izolasyonun kaldırılması ve mali yardım yapılması yönünde karar aldı. 1 Mayıs 2004'te GKRY, Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla tüm adayı temsilen AB üyesi olmuş ve aynı gün Türkiye kararı kınamıştır. KKTC toprakları, Kıbrıs Cumhuriyeti etki alanı dışındaki Kıbrıs toprakları olarak belirlendiğinden 1974 öncesi adada yaşayan ve o dönem Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı olan yaklaşık 110.000 Türk AB pasaportu almıştır. Böylece süreç, taraflar anlaşamadan sona ermiş ve girişimler başarısız olmuştur. Günümüzde Kıbrıs'ın siyasi durumu Annan Planı sonrasıyla büyük ölçüde aynıdır ve bu durumu değiştirecek olan, yapılacak Cumhurbaşkanlığı ya da Meclis seçiminden çok tarafların ve uluslararası siyasetin tutum ve tercihleri olacaktır.