Harvard Üniversitesi'nden Profesör Alvaro Pascual-Leone basit bir deney tasarladı. Gönüllüler, iki kolları öne uzanmış halde bir bilgisayar ekranının önüne oturtuldu. Yapmaları gereken, ekran kırmızıya döndüğünde hangi ellerini hareket ettireceklerine karar vermekti. Araştırmacılar, deneye küçük bir ekleme yaparak transkraniyal manyetik uyarım (TMU) yöntemini devreye soktular. TMU aygıtından çıkan manyetik atım, alttaki beyin bölgesini, bu bölge de motor korteksi uyararak ya sol ya da sağ elde hareket başlatacaktı. Katılımcılar TMU ile yönlendirilen eli kaldırmak istediklerini bildiriyor ve katılımcıların çoğu kararlarını özgür iradeyle aldıklarını sanıyordu. Seçimlerini kasıtlı olarak değiştirdiklerini söylemişlerdi; yani beyinlerinde gerçekleşen etkinlikleri, sanki özgür seçimleriymiş gibi kendi üstlerine alınıyorlardı.
Hayatımızın her alanında TMU gibi çeşitli uyaranlarla karşı karşıyayız. Şirketlerin pazarlama teknikleri, devletlerin siyaset ve iletişim birimleri insan davranışlarını daha iyi analiz edebilmek için çeşitli çalışmalar yürütmekte. Birleşik Krallık Kabinesi Ofisi ile birlikte çalışan Davranışsal İçgörü Ekibi (BIT) de bu tür bir görevle sorumlu. BIT 2016-2017 Güncelleme Raporu'na göre "Birleşik Krallık'ta hükümetin büyük bakanlıklarının hemen hepsinin artık kendine ait davranışsal içgörü ekipleri var." Buna karşın birey olarak biz kendi odağımızı ve kararlarımızı nasıl geliştirebiliriz? Elbette yaşadığımız deneyimleri bilinçli bir şekilde değerlendirerek.
Şeftaliyi ısırdığımda nasıl bir iç deneyim yaşadığımı bilemezsiniz; yapabileceğiniz tek şey kendi deneyimlerinize dayanarak benimki hakkında tahmin yürütmektir. Bilinçli deneyimlerimiz bize, bulunduğumuz zamana hastır. O yüzden deneyimlerimizin üzerinde çalışarak bizi geliştirecek noktaların farkına varabiliriz. Tavşan-ördek resmini ilginç kılan özellik de budur: belirli bir anda resmi yalnızca tek bir şekilde algılayabilirsiniz, ördek ve tavşanı aynı anda göremezsiniz.
Peki bilinçli deneyimlerimizi nasıl arttırabiliriz? Bunun için üç kavram üzerinde duracağız; vergeistigen, sublimieren ve aufheben.
Almanca "Geist" (tin, zihin) kökünden gelen vergeistigen, maddi olanın bilincin, kavramların veya soyut sembollerin alanına taşınarak tinselleşmesi demektir. Ancak kötü, yıkıcı bir şey de zihinde yer bulabilir. Tinselleşmiştir ama henüz yücelmemiştir. Buradaki ham enerji, katı bir maddenin doğrudan gaza geçmesi (sublimieren) gibi, bir amaca adanarak yücelir. Sonuncu olarak aufheben aşamasında birey, rafine ilkelere sahiptir. Hegel'e göre bu kelime Almancadaki üç zıt anlamını aynı anda içerir: yok etmek, muhafaza etmek ve yükseltmek. Toplumun ve otoritenin sunduğu hazır kimlikler yıkılır. İçerisinde yaşanılan toplumun sahici erdemleri korunur. Nihayetinde birey kendi kararlarını aldığı, kendine özgün bir yaşam inşa eder.
Teknolojik araçların odaklanma yetisini ve zaman yönetimini zorlaştırması problemi üzerinden bu okumayı yapalım.
İlk aşamada olayı zihnin işleyebileceği bir düşünce formuna getirerek "Tükettiğimiz içeriklerin dikkat ve zaman yönetimi üzerindeki etkisi irademizi nasıl şekillendiriyor?" sorusunu soruyoruz. İkinci aşamada negatif örnekler karşısındaki endişemizi teknoloji şirketlerine hakaret ederek değil, geçirilen zamanı daha kaliteli hale getirecek çalışmalarda bulunarak yıpratıcı bir duyguyu yaratıcı bir gayeye adıyoruz. Son aşamada dijital dünyanın istediği "mükemmel insan" profilini yıkıyor, çağın sunduğu kaynakları kabul ve muhafaza ederek rafine ilkelerin hizmetinde kullanıyoruz. Bütün bu gayretin sonucunda elde etmeyi umduğumuz, geliştirdiğimiz derin iç görü ve aldığımız kararların emniyeti. İşte bu kendimiz olarak yaşayacağımız ayrıcalıklı bir hayatın ta kendisi.