İnkalar 13.yy. civarında bir kabile olarak ortaya çıkmış, 1438'de de Sapa Inca yani "Ulu Önder" olarak bilinen Pachacutec önderliğinde günümüz Peru'sunda bulunan Cusco'da imparatorluk haline gelmişlerdir. İnkalar güçlü ordularıyla hızla topraklarını genişletmiş, ve çeşitli azınlıkları topraklarına katmışlardır. İzledikleri bu yol, zaman içinde on binlerle ifade edilen İnka yönetici sınıfının, içinde 30 dilden fazla konuşulan yaklaşık 10 milyonluk nüfusu yönetmesine yol açmıştır. Peki bu yöneticiler bu kadar insanı nasıl düzen içinde tuttu?

İnkalar çok katı bir hiyerarşiye sahipti ve kuralları kesindi. İmparator, tanrıyla insan arasındaki bağdı ve kendisinden sonra gelecek hükümdarın belirlenmesinde önemli bir yetkiye sahipti. Bu nedenle imparator hayattayken veraset konusunda otoritesi son derece güçlüydü. Ayrıca "Keçuva" dili prestij diliydi ve önemli makamlarda bu dil kullanılırdı. Orduda ise birden fazla dil kullanılırdı ki bu da ilerleyen dönemlerde İspanyol işgali sırasında ciddi sorunlara yol açmıştır.

Sanat ve kültür, İnka toplumunun sosyal yaşamında çok önemli bir yere sahipti. İnkalar; sofistike takvimler, detaylı ve özenle hazırlanmış tekstil ürünleri, işlevsel ve dekoratif seramikler hazırlamış, mimari olarak da gelişmiştirler. Lakin hazırladıkları altın ve gümüş eserler işgalci İspanyollar tarafından eritilerek Avrupa'ya gönderildiği için günümüze bu eserlere dair pek bir bilgi ulaşmamıştır. İnkalar yazı kullanmamış ve bunun yerine hala mekaniğini tam olarak çözemediğimiz, düğümlü kordonlardan oluşan, özellikle idari ve muhasebe kayıtlarında kullandıkları "Quipu" adını verdikleri sistemi kullanmışlardır. Kültürel anlamda ise İnkaların, ölülerin aslında ölmediğine ve onların ruhen halen var olduğuna inanıp ölüleri mumyalaması en öne çıkan özelliklerinden biridir. Öyle ki, bu mumyaların mal varlıkları ve servetleri bile vardı. İnkalar mumyalarını belirli aralıklarla güzelce giydirir ve bir törenle dışarı çıkarırlardı. Onların kritik konulara dair görüşleri alınır ve onlara yiyecek-içecek sunarlardı.

Tarihte, 200 işgalci İspanyol'un milyonlarca İnka'nın sonunu getirdiği iddia edilir.

Bu nasıl başarıldı? Daha İspanyollar İnka topraklarına ayaklarını basmadan mikropları bunu başardı. Sömürgecilerle kıtaya taşınan Avrupa hastalıkları (grip ve çiçek hastalığı gibi) 1525'te İnka'ya da yayılmaya başladı ve ilerleyen dönemlerde devasa kayıplara neden oldu (nüfusun %80'i tahmin edilen rakamdır.) Hastalıklara kurban giden ilk isimler arasında dönemin güçlü imparatoru Huayna Capac ve veliahtı da vardı. Huayna Capac'ın ani ölümü oğulları arasında taht kavgasına sebep olarak bir iç savaş başlattı. 1529'dan 1532 yılına kadar bu iki kardeş; Huáscar güneyi, Atahualpa kuzeyi komuta etmek üzere savaştı ve en sonunda Atahualpa ordularını güneye sürerek kardeşini yendi. İspanyolların İnka topraklarına ayak basmaları da bu savaşın sonlarına denk geldi.

1532'de Francisco Pizarro ve adamları Atahualpa'yı diplomatik bir görüşme vaadiyle kandırdı. İspanyolları bir tehdit olarak görmeyen Atahualpa, şehir meydanına donanımlı gelmedi ve İspanyollar pusuyla onu rehin aldılar. Ertesi yılın yazında Atahualpa'yı idam ederek, yönetimden memnun olmayan azınlıkları da yanına çeken İspanyollar, bitkin ve karşı koyamayacak halde olan İnka halkını fırsat bilerek 1533'de Cusco'yu kolayca yağmaladılar ve imparatorluk dönemine noktayı koydular. 95 yılda coğrafyasının ötesinde şeyler başaran İnka İmparatorluğunun sonu, Francisco Pizarro ve ülkesinde adam yerine konulmayan yaklaşık 180 sömürgecinin ellerinden oldu. İnkaların kesin sonu ise 1572 yılını bulur.