Tarih boyunca hiçbir toplum, kadınlarını susturarak güçlenmemiştir; çünkü nüfusunun yarısını toplumsal hayattan dışlayan bir ülke kaçınılmaz olarak kolektif aklını, eleştirel düşünme ve yenilik üretme kapasitesini kaybetmeye mahkumdur.

Kadınlara yönelik ayrımcılık politikasının kökleri modern devletler döneminden çok daha eskidir: "Male kinship" olarak adlandırılan erkek akrabalık temelli klan yapıları, kamusal alanı erkekler arası bir güç gösterisi arenasına dönüştürmekte ve kadını yalnızca biyolojik devamlılığın sağlanmasında rol alan, gözetim altında tutulması gereken bir mülk olarak konumlandırmaktadır. Kadının bilgiye, üretime, siyasete ve toplumsal akla katkısı engellendiğinde ekonomik kırılganlık artmakta, sosyal dokular çökmekte, şiddet norm haline gelmekte ve siyaset kısır döngülere hapsolmaktadır.

Afganistan, dünyada bu tarihsel sürecin en güncel ve en çarpıcı örneğini oluşturur. Taliban rejimi altında kadınlara yapılan sistematik dışlama, erkek egemenliğinin devlet biçiminde yeniden sahneye konulması niteliğindedir. Kadınların eğitimden, istihdamdan, kamusal alanlardan ve hatta kendi evlerindeki pencerelerden bile uzak tutulması, bu yapıların modern bir toplumu nasıl felç ettiğini göstermektedir. Kabil sokaklarında gözlemlenen sessizlik, nüfusun yarısının toplumsal hayattan silinmesinin yarattığı bir mezarlık sessizliğidir.

Taliban'ın sözde "ahlak" yasaları; kadınların yanlarında bir erkek "mahrem" olmadan sokağa çıkmalarını, kadın sesini "avret" olarak nitelendirerek toplumda iletişim kurmalarını yasaklamakta; yüzün tamamen kapatılmasını zorunlu kılarak onları görünmez hale getirmektedir. Bu uygulamalar, kadınları toplumsal hayata aktif olarak dahil olmaktan tamamen yoksun bırakmaktadır.

Taliban yönetimi, kız çocuklarının eğitim hakkını dört yıldır fiilen engellemektedir. Okula gitmeleri yasaklanan kız çocukları yalnızca öğrenim fırsatlarından mahrum olmakla kalmamakta, aynı zamanda gelecekteki toplumsal ve ekonomik hak ve rolleri de gasp edilmektedir. Anne ve babalar, kız çocuklarının okumasına kararlılıkla destek verirken; çocuklar ise Taliban için "Okumamıza izin versinler, isterlerse çuval giyeriz, yeter ki öğrenelim." diyerek taleplerini dile getirmektedir. Taliban'ın yıllardır tekrarladığı "üzerinde çalışıyoruz söylemi ise kadınların ve kız çocuklarının kamusal alandan sistematik olarak silinmesini amaçlayan; onların nihai olarak depresyon ve intihara sürükleyen bir erteleme politikası niteliğindedir.

Kadınların eğitimden ve üretimden uzaklaştırılması, çalışma hayatına yönelik yasaklarla daha da derinleşmektedir. Kadınların devlet kurumlarında, sivil toplum kuruluşlarında, uluslararası örgütlerde; sağlık ve eğitim gibi kritik sektörlerde çalışması engellenmektedir. Bir ülkenin öğretmenlerini, doktorlarını, gazetecilerini ve sosyal hizmet uzmanlarını sistematik biçimde devre dışı bırakması, hak ihlalinden öte bir toplumsal çöküş stratejisidir. Kadınların çekildiği hiçbir alan boş kalmayıp yerini körleşme doldurmaktadır. Afganistan'ın ekonomik çöküşü ve istikrarsızlığı, görünmez kılınmış milyonlarca kadının yokluğunun doğrudan sonucudur.