COP30, 10-21 Kasım 2025 tarihleri arasında, Brezilya'nın Amazon bölgesine açılan kapısı Belém kentinde gerçekleşti. Zirve, hem BM'nin 80. yılına hem de Paris Anlaşması'nın onuncu yılına denk gelmesiyle sembolik bir öneme sahipti. Gündemin ana başlıkları, yeni Ulusal Katkı Beyanlarının (NDC'ler) sunulması ve COP29'da taahüt edilen finansal sözlerin yerine getirilmesiydi. Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, Belém'i "Gerçeğin COP'u" ilan ederek liderleri bilimsel uyarılara kulak vermeye çağırdı. Brezilya Başkanlığı, "Mutirão" (kolektif çaba) felsefesiyle, ormanlardan finansa 30'dan fazla konuyu kapsayan bütüncül bir program yürüttü. Ancak "Orman COP'u" olarak da anılan zirvede, Brezilya'nın doğayı koruma iddiası ile fosil yakıt endüstrisini genişletme planları arasındaki çelişki, zirvenin "Gerçeğin COP'u" mottosuna gölge düşürdü.
Finans, COP30'da müzakere edilen en somut ve karmaşık alanlardan biriydi. Zirve, Bakü–Belém yol haritası aracılığıyla bu alanda netlik sağladı. Yoğun müzakerelerin ardından kabul edilen metin, gelişmekte olan ekonomiler (EMDE'ler) için 2035 yılına kadar uluslararası iklim finansmanından yılda en az 1,3 trilyon dolar mobilize etme çağrısı yaptı. Bu hedef, finansal yönetişimin artık daha parçalı, uygulamaya dayalı ve büyük ölçüde özel sermayeye bağımlı hale geleceğinin sinyalini verdi. COP27'de kabul edilen gelmesi onaylanan Kayıp ve Hasar Fonu'nun (FRLD) operasyonel hale gelmesi COP30'da onaylanırken, fonun yetersizliği ve yasal bağlayıcılığı eleştirildi. Özellikle Vanuatu'nun, Uluslararası Adalet Divanı'nın (ICJ) iklim yükümlülüklerine dair görüşünü metne ekletme çabasının engellenmesi; zengin ülkelerin bu finansmanı yasal bir yükümlülükten ziyade politik bir iyilikseverlik eylemi olarak sürdürmeyi tercih ettiğini gösterdi.
Zirvenin teknik başarılarından biri, Küresel Adaptasyon Hedefi (GGA) için su güvenliği, gıda sistemleri, altyapı dayanıklılığı ve erken uyarı sistemleri gibi alanları kapsayan 60 gösterge üzerinde anlaşılmasıydı. Ayrıca adaptasyon finansmanının 2035 yılına kadar en az üç katına çıkarılması çağrısında bulunuldu. Ancak bu taahhüt, gelişmekte olan ülkelerce eleştirildi. Analistler, finansman hedefinin 2035'e kaydırılmasının, nihai metinden "fosil yakıtların aşamalı olarak sonlandırılması" (phase-out) dilinin çıkarılması karşılığında yapılan bir siyasi "takas" olabileceğini öne sürdü.
Sonuç olarak Belém zirvesi karışık bir tablo çizdi. BM Genel Sekreteri Guterres "çok taraflılığın yaşadığını" belirtirken, Greenpeace ve WWF gibi sivil toplum kuruluşları zirveyi "kaçırılmış fırsat" olarak nitelendirdi. COP30, mitigasyonun jeopolitik bir çıkmaz, uygulamanın ise ekonomik bir trend olduğunu gösterdi. Sonuçlar, gelecek yıl Türkiye'de düzenlenecek COP31 gündemini de belirledi. Türkiye, Belém'deki çalışmaları sonucunda Avustralya ile birlikte COP31 Dönem Başkanlığı'nı üstlendi. Türkiye, bu sorumlulukla küresel iklim diplomasisinde liderlik etmeye, çok taraflılığı güçlendirmeye ve Paris Anlaşması'nın uygulanmasını hızlandırmaya odaklanacağını vurguladı.