Tarihsel olarak Çin ve ABD rekabetini ele aldığımızda göze çarpacak ilk kritik unsurun değişen dünya düzeniyle beraber iki devin tercih ettiği stratejik ve diplomatik yaklaşımlar olması gerekmektedir. SSCB'nin 1991 yılında dağılmasının ardından biten Soğuk Savaş Dönemi hemen arkasında tek kutuplu bir güç ve domine eden bir hegemonya bırakmıştır. Ancak günümüzde bu düzen çok kutuplu bir yapıya bürünerek mevcut konjonktürde ciddi değişiklikler meydana getirmiştir.
ABD-Çin rekabetini, Çin'in yıllardır inşa ettiği ekonomik-stratejik ve ticari ilişkiler gözle görünür kılmıştır. Çin'in stratejik önemi, kritik bölgelerde tersaneler ve liman kentleri inşa etmesi, Kuşak Yol Projesi gibi yıllar içerisinde kurduğu altyapı ve ekonomik ilişkiler zemininden küresel boyuta taşınarak okunabilir. Çin'in uluslararası düzende kritik ve güçlü bir aktör haline gelmesi söz konusu yatırımların meyve vermesi ile ilişkilidir. Bu ilişkinin en çarpıcı bölgelerinden biri ise Latin Amerika bölgesidir.
Çin'in bölgede kritik bir aktör olmasından önce ABD'nin nüfuzunu hissettiğimiz Latin Amerika'da işler artık sadece ABD eksenli yürümüyor. Bölge ülkeleri ''ABD ve Batı eksenli siyaset'' kabuğunu kırarak ulusal çıkar ve bekayı önceler nitelikte adımlar atıyor.
ABD'nin bölgede kırılan nüfuzunu geri kazanmak istediği aşikarken, Çin bu konuda geri adım atacak pozisyonda değil. Bölge ülkelerinin birçoğunda Çin, ticarette ilk sırada. Bununla beraber limanlar, enerji projeleri, 5G altyapısı ve madencilik (özellikle lityum üçgeni: Şili, Arjantin, Bolivya) yatırımları Çin'i bölgede vazgeçilmesi güç bir partner haline getiriyor. Küresel siyasette ise Çin'in bölge ülkeleri ile kurduğu ilişkinin yansımaları özellikle Tayvan meselesinde güçlü bir yer buluyor. Tayvan'ı tanıyan ülke sayısında azalmalar mevcutken, ABD bu durumu kendi lehine çevirme gayretinde. Çin'in Latin Amerika bölgesindeki duruşu ABD cephesinde ulusal güvenlik riski olarak görülüyor. Çin menşeili teknoloji ve altyapı yatırımlarına (özellikle Huawei gibi teknoloji devlerine karşı) diplomatik müdahale ve baskılar sürüyor. Tüm bunlarla beraber ABD, Çin'in Kuşak Yol Projesi gibi bölgesel politika ve ekonomik entegrasyon sistemleri üzerine çalışıyor. Söz konusu iki devin bölgede aktif olma çabası bölge ülkelerini pragmatik yaklaşarak, çok kutuplu dünya düzenindeki rekabeti ulusal çıkarlara göre yönlendirme, kullanma ve pazarlık gücünü elinde tutan daha bağımsız bir yapıya büründürüyor.
İki büyük süper güç arasındaki mücadele Soğuk Savaş Dönemi'ne göz kırparken, iki ülkenin askeri olarak birbirleri ile karşı karşıya gelmek yerine vekalet savaşları ile kozlarını paylaştığını görüyoruz. Bu savaşlar sadece askeri değil, ekonomik, siyasi, teknolojik ve ulusal çıkarlara odaklanan bir yapıda.
En güncel örneklerden birkaçını ele alacak olursak: Çin'e karşı ABD-Japonya ittifakı, Rusya-Ukrayna Savaşı'nda Çin'in tarafsızlığına rağmen Rusya ile kurduğu enerji ilişkileri, ABD'nin Çin'e karşı hem Tayvan hem de Doğu Türkistan meselesindeki tavrı bizlere net bir tablo sunmaktadır.
Aktörlerin ilerleyen dönemlerde bu rekabeti daha farklı nasıl göstereceği ise küresel dünya siyasetinin ve uluslararası kurumların en kritik tartışmalarından ayrıca inceleme konularından biridir.